Bazen düşünüyorum da, biz arkadaş kalamayacak kadar çok sevdik birbirimizi, ya da seviştik...

"Anı.."

-

Üzerinde kurduğumuz bilinç ne kadar da yıpranmış.

Daha biraz önce söylenmiş, okunmuş, yapılmış olan şey hemen sonra gerçek değildir artık.

Yalnızca bizim belleğimizde var olan bir şeydir ve bütün yaşamımız, hatta bütün dünyamız böyledir.

Gerçek diyebileceğimiz şey, o sonsuz küçüklükteki şimdiki zaman anıdır yalnızca ve o da biz onu düşünmek istediğimizde çoktan geçip gitmiştir.

""

- Bu böyle başlıyor demek ki, çabalarıma rağmen.
Sözcükler, artık onları bulamayacağımı sandığım anda geliyor aklıma.
Onları bir daha kullanabileceğimden umudumu kestiğim anda.
Her gün aynı çaba, aynı boşluk, hep aynı unutmak - hemen ardından - unutmamak isteği.

""

- Aklım, aşkını yensin.

""

- Seni değil sevgili, ben sadece bana hissettirdiklerini özledim.
Belki biraz da göğsüme uzanan saçlarını..

""

-

Duygularımı seninle bölüşebilmeyi ne kadar isterdim, eğer biraz cesaret verebilseydin bana. Hayatımda hem var hem yoksun.

Bu öyle dayanılmaz bir ikilem ki..

""

-

Hatırlanan geçmiş, zamandan yoksundur.

Bir aşkı, bir kitabı yeni baştan okur ya da filmi tekrar seyreder gibi yeniden yaşayamazsınız.

""

- Bildiğim her şeye seninle dokundum…

""

-

Kendimi bildim bileli bütün günlerimi,

haberim olmadan

ve

nefsime itiraf etmeden,

bir insanı aramakla geçirmiş

ve

bu yüzden bütün diğer insanlardan kaçmıştım.

""

- Birileri gittikten sonra daha çok zaman kalıyorsa gerçekten yalnızsın demektir. Ve yalnız kaldığında sadece seni düşenebiliyorsam sen yoksun. Bunu yalnızlık zamanlarında anlayabiliyorum.
Gittiğini…
Kalabalıklardayken varsın.
Herkes çekip gittiğinde sen de çekip gitmiş oluyorsun.
Arkandan yazdıklarım aslında pişmanlığın ağıtları değil, senin hayatımda olabilme ihtimalinin, seni düşünmenin, sevmenin imkânsızlığı üzerine çeşitlemeler tam olarak.

""

- Unutmanın acısı, ayrılığın acısından daha farklı.
Ayrılık hüzne yakın, unutmak kasvete.
Birini yavaş yavaş unuttuğunun bilincine vardığın anların sıkıntısından bahsediyorum.
O kişinin parça parça silinip alakasız hatıraların arasına karışmasından bahsediyorum.
Belki de neden bahsettiğimi bilmiyorum; sadece üzlüyorum.
Vasıfsız keder.

""

- “İnsan, ne denli çaba gösterirse göstersin ve kaçınılmazlığına ne denli inanırsa inansın, ayrılığa hiçbir zaman hazırlanamıyor çünkü. Hazırım, dediği anda bile içinde ele geçiremediği bir nokta kalıyor sürekli; ayrılığa alıştıramayacağı, sızlanışlarını durduramayacağı bir nokta kalıyor. Acıyı yüklenip çoğaltacak bir nokta…”

""

-

öfkeliydim, kendime karşı öfkeliydim..

bana hep böyle olur..

kelimelerin tadını unutacak kadar uzun süre susarım ve birden bent yıkılır,

içimde ne varsa,

tuttuğum ne varsa boşaltırım,

bitmez tükenmez bir gevezelik başlar;

daha çenemi kapatmadan pişman olmuşumdur bile..

""

- Salı günü ne yapmalıyım?
Çarşamba günü nereye gitmeliyim?
Perşembe günü hangi kitabı okumalıyım?
Ne zaman yemek yemeliyim?
Ne zaman uyumalıyım?
Arada boşluk bırakma sakın.
Tehlikeli oluyor benim için.
Rüyalardaki gibi hep benim yanımda ol.

""

-

“Ya hep ya hiç” sözü ne kadar büyük bir söz.

Sen de ya benimsin ya değilsin.

Benimsen eğer hiç mesele yok her şey yolunda demektir.

Ama benim değilsen hiçbir şey yok demektir.

Farkındayım bir insana böylesine bağlanmak bayalığın da ötesi bir şey.

İşte bu yüzden aklıma bu düşünce geldiğinde durmadan bir korku çöküyor yüreğime..

""

- “Bütün dert. ötekilerle bir arada yaşamak zorunda olup, bir arada yaşamaya dayanamamamızdır.

En yakınlarımız en uzak olsunlar isteriz; en uzaklarımız da. en yakın - olunca da, hep, tersi…

Tersliğimiz, uzak yakınlığımız, ve yakın uzaklığımızdır.”